Adem Havva Öyküsü ve Kadının Yaratılışı…

Standard

Eve Lucas Cranach The ElderYaratılış söylenceleri neredeyse her kültürde yer alır. Elbette bu söylenceler yer aldıkları toplulukların kültürel, dinsel pratiklerine göre farklılaşır. Ancak yıllardır tartışılan bir konu da özellikle Mezopotamya söylenceleri ile tek tanrılı dinler arasındaki bağlantıdır. Hiçbir şeyin olmadığı gibi bu konunun da kesinliği yoktur ancak kültürlerin birbirini etkilemiş olabileceği de tartışılmaz, çünkü saf bir kültür yoktur. Bu nedenle tek tanrılı dinlerle, Sümer efsaneleri arasında kültürel bir etkileşim olabilir bu bağlamda Mezopotamya efsaneleri ve tek tanrılı dinlerde kadın nasıl yaratıldı? Sorusunu bu yazı ile cevaplama çabasına girdim bakalım ne çıkmış.

Continue reading

Yeşim Ustaoğlu’ ndan Araf: Bizim Bilindik Öykülerimiz

Standard

araf

Yeşim Ustaoğlu’ nun son filmi Araf daha önceki filmlerinden farklı bir perspektif çiziyor. Filmlerinde genellikle göç, kimlik, bellek gibi konulara yer veren Türkiye sinemasının usta yönetmenlerinden Ustaoğlu, bu filminde daha sıradan, daha gündelik ve daha sık karşılaşılan insanların öykülerini anlatıyor. Filmde özellikle Zehra’ nın (Neslihan Atagül) ve diğer kadınların öyküsü değiştirilemeyen kadın kaderine gönderme yaparken, Olgun’ un (Barış Hacıhan) öyküsü yaşamını bir yarışmaya bağlamış hayallerini o yarışmada doğru kutuyu bulmaya indirgemiş, gündelik yaşam içerisinde çok sık karşılaşabileceğimiz bir insan öyküsünü temsil ediyor.

Continue reading

Son Dönem Türkiye Sinemasından Birey Temsilleri: Musa, Kozmos, İsa

Standard

isa

Son dönem Türkiye sinemasında bireyin temsiline dikkat ettiğimizde, nihilizm, içsel çatışma, genel olanın dışında olma, antagonizma, ahlak yıkıcılık, metafizik gibi durumsallıklarla karşılaşıyoruz, bireyler üzerine kurulu bu sinemasal anlayış filmler üzerine düşünmekten çok bireyler üzerine düşünmeye, bireyi sorgulayan, sorgulatan bir felsefi algıya dönüşmekte. Bu nedenle son dönem sinemasının üç önemli ismi (Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz) ve bu üç yönetmenin üç filmi ve bu filmlerdeki üç karakter üzerinden Son dönem sinemasında bireyin temsiline ve bu temsilin felsefi çözümlemesine bakabileceğimizi düşünüyorum. Bu üç film: Yazgı karakteri Musa, Kozmos karakteri Kozmos ve İklimler karakteri İsa. Bu karakterler genel Türkiye sineması algısının dışında kalmalarının yanında, farklı felsefelere gönderme yaptıran algılarıyla, üzerine konuşmaya değer görünmekte.

Continue reading

Amerika’da iki göçmen anarşist: Sacco ve Vanzetti

Standard

sacco

Çoğu kültür yabancıları günah keçisi haline getirmek için kurban mitleri üretir. Günah keçisi bulma meraklıları, toplumsal marazlardan sorumlu tuttukları bu yabancıları tecrit eder ya da ortadan kaldırır. Böyle bir kurban etme stratejisi, topluluklara bağlayıcı bir kimlik bahşeder; yani kimlerin topluluğa dahil edildiğine (biz), kimlerin topluluğun dışında bırakıldığına (onlar) dair temel bir farkındalık sağlar. Mutlu bir topluluk yaratmak için ödenmesi gereken bedel çoğu zaman bir yabancının dışlanmasıdır: “ötekinin”, “yabancının” sunağında kurban edilmesidir.

Continue reading

İktidarın Söylem Pratiği: Hepimiz Kardeş miyiz?

Standard

kardeşlik

On Sekizinci yüz yıl, bütün insani ve doğal durumların denetim altına alındığı bir döneme karşılık gelir. Eşcinsellik, delilik, fahişelik gibi dönemin epistemoloji anlayışına uymayan (ki bu anlayış ‘akılcı’ bir anlayıştır),  toplumca farklı ve ahlaksal açıdan uygun görülmeyenler baskılanır ve kapatılır. Foucault’un büyük kapatılma adını verdiği bu durum aslında bütün modern kurumları kapsar. Kurumların amacı bireyi biçimlemek her anlamda farklılığı tekilleştirmek ve iktidarın söylemine uygun bireyler yetiştirmektir. Söylem ise Foucault’ a göre sınırları belli, katı, hiçbir farklılığı kabul etmeyen ve iktidara ait olandır. İktidarın söylemi aldatıcı olabilir, kardeşlik, hoş görü, barış, iyi niyet gibi ahlaksal ifadeler iktidar tarafından birer söylem biçimine dönüştürülebilir. Bize sunulan bu söyleme dikkat etmemiz gerekir çünkü söylem iktidarındır, o bu söylem ve pratikler üzerinden kendi denetimini yeniden üretir.

Continue reading

Tanrıçalıktan Bugüne Kadın Nasıl Öteki Oldu?

Standard

inannaGünümüzde en çok konuştuğumuz konulardan kadın, her şekilde ötekileştirilen, şiddete maruz kalan, incitilen, tecavüze uğrayan ve daha çok olumsuz durumla yaşamak zorunda kalan… Tamam da neydi bizi bu sürece taşıyan? Oysa bir dönemin tanrıçaları değil miydik biz? Öyleydik ama eşit bir ortaklığımız vardı doğayla ki zaten onun da metaforik anlamı bir “ana” doğa yalnızca doğa değil, “doğa ana”ydı aynı zamanda… Neolitik Dönem adını verdiğimiz dönemde başladı birçok değişiklik insanın zorunlu koşulları onu hayvanı ve toprağı evcilleştirmeye yöneltti. Önceleri sürünün en zayıfını avlayıp, yaşamsal ihtiyaçlarını gideren insan artık hayvanları çitlerle kapalı alanlara hapsedip tamamını hapsetmeyi öğrenmişti. Tarım teknolojilerinin gelişmesiyle topraktan daha fazla verim elde edip artı ürünü depolarda saklayarak özel mülkiyetin alabildiğince gelişmesinin önünü açmışlardı. Bu bir süreçti, ancak bu süreç hem kadın hem de doğa için bir kader birliği demekti. Bu günden sonraki gelişmeler bu iki ötekilik durumunu genel olarak daha da ötekiliğe sürükleyecekti.

Continue reading

Ulus Devletler: Öteki Çevreler

Standard

öteki çevre

Modern dünyanın ‘uygar’ insanının devletleri ulus devletler şeklinde ortaya çıkmışlardır. Ulus devletler genellikle çoğunluk olan egemen gruba göre şekillenirler ve kendileri dışında kalan etnik grubu ötekileştirirler. Bu iktidar üretken bir sınıf yaratmayı amaçlayan gözetime dayalı disiplinel bir yapılanıma sahiptir; ” kapatmayı ve dışlamayı hedefleyen, gücünü negatif bir biçimde ortaya koyan iktidar biçiminin tersine, disiplinci iktidarın hedefi pozitif, sürekli ve derin bir zorlam uygulamaktır (Çoban 2008: 114). Türkiye‘de bu devletlerden birisidir bu ülkenin hâkim grubu olan Türkler kendileri dışında kalan Kürtler, Çerkezler, Lazlar gibi aynı ülkede yaşayan halkları ötekileştirmişler, onları kendi disiplinel yapılarına hapsetmeye çalışmışlardır. Ötekileştirme bir bakıma ulus devletlerin karakteri gibidir çünkü ulus devletler homojen bir cemaat hayali (Anderson 1983) üzerine kurulmuşlardır. Bu nedenle mübadeleler yapılmış, insanlar tek dil, tek din, tek bayrak idealiyle bir araya getirilmeye tek bir kalıba sokulmaya çalışılmıştır. Ancak ulus devletin ötekisi yalnızca kendi içinde yaşayan etnik gruplar değildir, onun çevresi de ulus devlet için ötekidir. Yani ulus devlet içerisinde ötekinin çevresi bir bakıma onunda ötesinde yer alır. Continue reading

Hoşana’ya giydirilemeyen kimlik…

Standard

hoşana“Ermeni olduğunu 82 yaşında ölüm döşeğindeyken söyleyen annesi Hoşana’nın hikâyesini “Hoşana’nın Son Sözü” kitabında anlatan gazeteci-yazar Ahmet Abakay, “Halama Ermeni diyemezsin. Kitabını toplattırırım” tehditleriyle karşılaştığını söyledi. Annesinin Ermeni olduğunu yazdığı için akraba çevresinden bile tepki gördüğünü kaydeden Abakay, “Benim akrabalarım bugün bile bunu diyorsa bunca yıl Hoşana’nın korkması son derece doğal” dedi.” Bir gazete haberinden yaptığım bu alıntı, aslında o kadar çok söylüyordu ki yaşadığımız bu coğrafyada farklı olmanın ne demek olduğuna dair, üzerine ne kadar konuşsak eksik kalırdı çünkü Hoşana 82 yıllık bir ömrü gizli bir kimlikle sürdürmüştü ve bu trajediyi anlatmaya aslında hiçbir cümle yetmezdi.

Continue reading

Savaşı beklerken…

Standard

savaşı beklerkenSavaş üzerine stratejik değerlendirmeler, ekonomik çıkarımlar yapacak durumda değilim, değiliz.

Yıllardır hem bölgede hem de bu topraklarda sürüp giden savaşların acılarını yeterince çektik. Çekmeye de devam ediyoruz belleğimizde, hangimiz unuttuk Ceylan’ ın kocaman suçlayan bakışlarını? Ölü hayvanları, bomboş kırık dökük köyleri, zorla göç ettirilen insanları, patlayan mayınları ve daha pek çok acıyı. Önümüze sürülen savaşın acısı farklı mı olacak hayır, savaşların acıları eşittir çünkü, çıkaramazsın, bölemezsin.

Continue reading