Uğur Kaymaz’ dan bize kalan vicdan yükü…

Standard

uğur

Anmalar vardır yas günleri kaybedilenin ardından gerçekleştirdiğiniz çeşitli şeyler…

Bir yakınınızın ölüm yıl dönümüyse onunla geçirmiş olduğunuz anları hatırlarsınız

sesini anımsamaya çalışır, belleğinizde kalan izlere ulaşmaya çalışır,

onu en son gördüğünüzde üzerinde ne vardıya kadar gidersiniz.

Continue reading

Elimizden çıkaramadığımız tek şeydi zaman…

Standard

zaman

Önce tanrıya küstüm insanlarla birlikte acı çekemediği için sonra Sezar Mendoza’nın bu şiirine küstüm sadece insanların acısından bahsedip dünyadaki diğer canlıların acılarını göz ardı etti diye… Acı evet çekmekle yükümlü olduğumuz vicdanımız tarafından, hiç geçmesine izin verilmeyen bir yükümlülük duygusu… Hele ki böyle bir coğrafyada yaşıyorsanız acı tedavisiz bir hastalığın tüm ağrılarını bünyenizde hissettiren bir sızı…

Continue reading

“Muhafazakar demokrasi” yeni bir toplum mühendisliği denemesi mi?

Standard

özgür

Toplum mühendisliği kavramı, böyle bir dal olmamasına karşın toplumun demografik, sosyal, kültürel, duygusal bakımdan bir mühendislik modeliymiş gibi üretilmesi olarak tanımlanabilir. Dünya genelinde ve coğrafyamızda uygulanan pek çok politikanın karşılığını aslında bu kavramda bulabiliriz çünkü gerek ulus devlet politikaları gerekse bu gün uygulanan “muhafazakar demokrat” devlet politikaları toplumun çok katmanlı yapısını göz ardı ederek bir biçimli, kalıplı toplum yaratma idealiyle kurgulanmış gibi görünmektedir.

Continue reading

Kadında neymiş yasaklayın gitsin!

Standard

yasak kadın

Ve değişmeyen gündemimiz kadın, dünyaya bir türlü sığdıramadığınız sabanla aldığınız güçle hep kaybetmeye mahkum ettirdiğiniz o varlıklar, görünür oldukça rahatsız olduğunuz ve son günlerde elinizi, dilinizi, sapkın fikirlerinizin bilinç üstüne yansımalarını bedenine yönelttiğiniz o insanlar.  Üst üste yaptığınız açıklamalarınızla kadını toplumsal gözünüzün sınırlarına hapsetme çabanızı gözümüze soktunuz, en iyisi yasaklayın, kadın da neymiş, yasaklayın ki gözünüze görünmeyelim ataerkil düzeninizde erkek erkeğe muhabbetlerinizle, cinsiyetçi küfürlerinizle dünya size kalsın biz de rahat edelim siz de rahat edin!

Continue reading

Bir Karşı Kültür Olarak Arabesk: Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar!

Standard

ydy

Arabesk müziğin imgesel çağrışımına bakıldığında acı, kader, hiçlik, çatışma, tutunamazlık gibi kelimelerle karşılaşırız. Arabeskin toplumsal tarihine bakıldığındaysa Türkiye’de 1950’li yıllara kadar giden bir geçmişe sahiptir.  Bu yıllar insanların yeni ümitlerin peşinde köyden kente göç etme süreçlerine rastlar ve Türkiye’de sanayileşmeyle birlikte özellikle doğu illerinden kente başlayan göçlerle yakından ilişkilenir. Sosyolojik olarak bu durumun tanımı budur. Oysa göçün insanlar için tanımı kitaplarda yazıldığı kadar kolayca anlaşılacak bir olgu değildir, göç eden insan bir bakıma yarım kalır, geride bırakılanların hüznü yeni bir yaşamın belirsizliği üzerinden şekillenir. Bu belirsizlik bireyin kendi tanımını kaybetmesine ve kendisini yeni bir kültürle var etmesine sebep olur. Bu kültürün müziksel yansıması ise arabesktir. Yarın ne olacağını bilemeyen birey her şeyi kadere bağlamaya zorunlu kalır, bu hiçlikli boşluk durumunda acı, dert ve kederle kendisini yeniden üretir. Bir bakıma arabesk müzik bir tutunma biçimi haline gelir. Arabesk müzik bu anlamda kıyıda kalanların kentin içine karşı başlattıkları bir karşı kültür şeklidir. Çünkü köyden kente göç edenler iki kültür arasında sıkışmış yeni bir kimlikle mücadele ederler.

Continue reading