Doğa Anadan Homosentrizme Çevre Nasıl Öteki Oldu?

Standard

doğa

İnsanın doğayla olan ilişkisi Neolitik Dönem (Yeni Taş Devri) adı verilen süreçte farklı bir boyut kazanmıştır. Bu dönemde Mezopotamya’nın “Verimli Hilal” bölgesindeki iklim değişiklikleri insanların yıllardır devam ettirdikleri avcı toplayıcı yaşamı zora sokmuştur. Bunun sonucu olarak insan varlığını devam ettirebilmek için yıllardır bitki ve hayvanlarla bir arada olmanın getirdiği bilgi birikimiyle toprağı ve hayvanı evcilleştirmiştir. Toprağa ekilen tohum ve onu korumak amacıyla evcilleştirilen havyan insanın yerleşik bir yaşamı benimsemesiyle sonuçlanmıştır. Ve böylece insan doğaya tâbi konumdan ona hâkim bir tarihsel sürece doğru evrilmiştir. Bu dönemden sonra insan önceden yalnızca karnını doyurabileceği kadarına razıyken, yeni dönemde fazlasını isteyen, doğanın verdikleriyle yetinmeyen, ondan olabildiğince faydalanmayı amaçlayan bir tutumla hareket etmeye başlamıştır. Bu süreç insan ve doğanın karşıtlığını getirmiş ve doğa ötekileşmiştir.

Continue reading

Hrant’ın katledildiği yer bizim bellek mekȃnımızdır

Standard

Hrant

Anmalar ve yas günleri toplumsal bellek açısından önemlidir bu günler genel olarak resmi tarihin işlevselleştirdiği, devletin ve iktidarın gücünün devamlılığını amaçlayan günler olarak görülür. Ancak bu coğrafyada tam tersi bir yas gününe -sevgili Hrant Dink’in katledildiği gün olan 19 Ocak’ ta- dostları tarafından oluşturulan bir anma gününe tanıklık ediyoruz. Çünkü Hrant anmaları toplumsal vicdan ve adalet talebi için, devlet iktidarına ve Hrant’ın katledilmesinde payı olanlara, “karşı” bir yas günü ve birçok farklı grubu ortaklaştıran bir anlama sahip.

Continue reading

Bir Karşı Kültür Olarak Arabesk: Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar!

Standard

ydy

Arabesk müziğin imgesel çağrışımına bakıldığında acı, kader, hiçlik, çatışma, tutunamazlık gibi kelimelerle karşılaşırız. Arabeskin toplumsal tarihine bakıldığındaysa Türkiye’de 1950’li yıllara kadar giden bir geçmişe sahiptir.  Bu yıllar insanların yeni ümitlerin peşinde köyden kente göç etme süreçlerine rastlar ve Türkiye’de sanayileşmeyle birlikte özellikle doğu illerinden kente başlayan göçlerle yakından ilişkilenir. Sosyolojik olarak bu durumun tanımı budur. Oysa göçün insanlar için tanımı kitaplarda yazıldığı kadar kolayca anlaşılacak bir olgu değildir, göç eden insan bir bakıma yarım kalır, geride bırakılanların hüznü yeni bir yaşamın belirsizliği üzerinden şekillenir. Bu belirsizlik bireyin kendi tanımını kaybetmesine ve kendisini yeni bir kültürle var etmesine sebep olur. Bu kültürün müziksel yansıması ise arabesktir. Yarın ne olacağını bilemeyen birey her şeyi kadere bağlamaya zorunlu kalır, bu hiçlikli boşluk durumunda acı, dert ve kederle kendisini yeniden üretir. Bir bakıma arabesk müzik bir tutunma biçimi haline gelir. Arabesk müzik bu anlamda kıyıda kalanların kentin içine karşı başlattıkları bir karşı kültür şeklidir. Çünkü köyden kente göç edenler iki kültür arasında sıkışmış yeni bir kimlikle mücadele ederler.

Continue reading

Adem Havva Öyküsü ve Kadının Yaratılışı…

Standard

Eve Lucas Cranach The ElderYaratılış söylenceleri neredeyse her kültürde yer alır. Elbette bu söylenceler yer aldıkları toplulukların kültürel, dinsel pratiklerine göre farklılaşır. Ancak yıllardır tartışılan bir konu da özellikle Mezopotamya söylenceleri ile tek tanrılı dinler arasındaki bağlantıdır. Hiçbir şeyin olmadığı gibi bu konunun da kesinliği yoktur ancak kültürlerin birbirini etkilemiş olabileceği de tartışılmaz, çünkü saf bir kültür yoktur. Bu nedenle tek tanrılı dinlerle, Sümer efsaneleri arasında kültürel bir etkileşim olabilir bu bağlamda Mezopotamya efsaneleri ve tek tanrılı dinlerde kadın nasıl yaratıldı? Sorusunu bu yazı ile cevaplama çabasına girdim bakalım ne çıkmış.

Continue reading

İktidarın Söylem Pratiği: Hepimiz Kardeş miyiz?

Standard

kardeşlik

On Sekizinci yüz yıl, bütün insani ve doğal durumların denetim altına alındığı bir döneme karşılık gelir. Eşcinsellik, delilik, fahişelik gibi dönemin epistemoloji anlayışına uymayan (ki bu anlayış ‘akılcı’ bir anlayıştır),  toplumca farklı ve ahlaksal açıdan uygun görülmeyenler baskılanır ve kapatılır. Foucault’un büyük kapatılma adını verdiği bu durum aslında bütün modern kurumları kapsar. Kurumların amacı bireyi biçimlemek her anlamda farklılığı tekilleştirmek ve iktidarın söylemine uygun bireyler yetiştirmektir. Söylem ise Foucault’ a göre sınırları belli, katı, hiçbir farklılığı kabul etmeyen ve iktidara ait olandır. İktidarın söylemi aldatıcı olabilir, kardeşlik, hoş görü, barış, iyi niyet gibi ahlaksal ifadeler iktidar tarafından birer söylem biçimine dönüştürülebilir. Bize sunulan bu söyleme dikkat etmemiz gerekir çünkü söylem iktidarındır, o bu söylem ve pratikler üzerinden kendi denetimini yeniden üretir.

Continue reading

Tanrıçalıktan Bugüne Kadın Nasıl Öteki Oldu?

Standard

inannaGünümüzde en çok konuştuğumuz konulardan kadın, her şekilde ötekileştirilen, şiddete maruz kalan, incitilen, tecavüze uğrayan ve daha çok olumsuz durumla yaşamak zorunda kalan… Tamam da neydi bizi bu sürece taşıyan? Oysa bir dönemin tanrıçaları değil miydik biz? Öyleydik ama eşit bir ortaklığımız vardı doğayla ki zaten onun da metaforik anlamı bir “ana” doğa yalnızca doğa değil, “doğa ana”ydı aynı zamanda… Neolitik Dönem adını verdiğimiz dönemde başladı birçok değişiklik insanın zorunlu koşulları onu hayvanı ve toprağı evcilleştirmeye yöneltti. Önceleri sürünün en zayıfını avlayıp, yaşamsal ihtiyaçlarını gideren insan artık hayvanları çitlerle kapalı alanlara hapsedip tamamını hapsetmeyi öğrenmişti. Tarım teknolojilerinin gelişmesiyle topraktan daha fazla verim elde edip artı ürünü depolarda saklayarak özel mülkiyetin alabildiğince gelişmesinin önünü açmışlardı. Bu bir süreçti, ancak bu süreç hem kadın hem de doğa için bir kader birliği demekti. Bu günden sonraki gelişmeler bu iki ötekilik durumunu genel olarak daha da ötekiliğe sürükleyecekti.

Continue reading

Ulus Devletler: Öteki Çevreler

Standard

öteki çevre

Modern dünyanın ‘uygar’ insanının devletleri ulus devletler şeklinde ortaya çıkmışlardır. Ulus devletler genellikle çoğunluk olan egemen gruba göre şekillenirler ve kendileri dışında kalan etnik grubu ötekileştirirler. Bu iktidar üretken bir sınıf yaratmayı amaçlayan gözetime dayalı disiplinel bir yapılanıma sahiptir; ” kapatmayı ve dışlamayı hedefleyen, gücünü negatif bir biçimde ortaya koyan iktidar biçiminin tersine, disiplinci iktidarın hedefi pozitif, sürekli ve derin bir zorlam uygulamaktır (Çoban 2008: 114). Türkiye‘de bu devletlerden birisidir bu ülkenin hâkim grubu olan Türkler kendileri dışında kalan Kürtler, Çerkezler, Lazlar gibi aynı ülkede yaşayan halkları ötekileştirmişler, onları kendi disiplinel yapılarına hapsetmeye çalışmışlardır. Ötekileştirme bir bakıma ulus devletlerin karakteri gibidir çünkü ulus devletler homojen bir cemaat hayali (Anderson 1983) üzerine kurulmuşlardır. Bu nedenle mübadeleler yapılmış, insanlar tek dil, tek din, tek bayrak idealiyle bir araya getirilmeye tek bir kalıba sokulmaya çalışılmıştır. Ancak ulus devletin ötekisi yalnızca kendi içinde yaşayan etnik gruplar değildir, onun çevresi de ulus devlet için ötekidir. Yani ulus devlet içerisinde ötekinin çevresi bir bakıma onunda ötesinde yer alır. Continue reading

Latin Amerika Kurtuluş Teolojisi: Teolojinin Devrimci Boyutu

Standard

kurtuluş teolojisi

 

         Din, insanın tarihi boyunca yaşamının belli bir noktasında var olan bir olgudur. İnsanların anlayamadıkları, açıklayamadıkları olayları anlamlandırma çabasıdır. Doğaya bağımlı bir yaşam süren insan için doğa dinin tam kendisiyken (güneş, su, toprak ana), devletli toplumlarda iktidarın tekleşmesi tanrıyı da tekleştirmiştir. Bu süreç tek tanrılı dinlerin doğuşuna sebep olmuştur. Dinin boyutu ve algılanışı ise toplumsal süreçlerle belirlenmiştir. Açlık, yoksulluk, kuraklık gibi durumlar dine farklı işlevler yüklemiş ve insan yaşantısında din farklı toplumlarda farklı işlevleri beraberinde getirmiştir.

Continue reading