Modernizmin Aşk Eylemi: Bilgi, Bilim, Kurum, Denetim

Standard

aşk

Aşk, bu afili ve büyülü kelime bu günlerde çok telaffuz edilecek mȃlum sevgililer günü geldi, ne kadar da dar bir kalıp değil mi sevgi ve gün? Sevginizin bir günün yirmi dört saatine hapsedilmesi, siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama ben sevgi, aşk gibi içsel duyguların kalıplara sokulmasından pek memnun değilim… Bunun tamamen modern bir bilme biçiminin ve tüketim kültürünün sonucu olduğunu düşünüyorum, ne de olsa biçimli varlıklarız… Modernizm ve kurumları her şeyi nasıl yapmamıza karar verdiği gibi nasıl ȃşık olmamız gerektiğinden, sevgimizi nasıl ifade edeceğimize kadar her şeye karar veriyor, o zaman çabalamanın ȃlemi yok biz otonomluklarını kaybetmiş, insan benzeşimleriyiz. Ama yine de bir düşünmek istedim bu duygu üzerine, okudum, ettim bakalım ne çıkmış…

Continue reading

Güzellik ve Çirkinlik Kime Göre Neye Göre Ne?

Standard

NYT2008102814451220C

Çirkinlik ve güzellik nedir? Bir şeyin ya da bir bireyin güzelliğini belirleyen ne? Çirkin olduğuna kim karar veriyor? Güzellik ve çirkinlik sadece estetiksel olarak mı tanımlanmış? Kadın ya da erkek bireylerin güzelliklerinin tanımlanmasında ne etkili olmuş? Bunun gibi pek çok soru sorabiliriz ancak bu kavramlarla ilgili en başta söylememiz gereken mutlak olmadıklarıdır, toplumdan topluma, kültürden kültüre, dönemden döneme güzelin ya da çirkinin ne olduğunun farklılık gösterdiğini bilmek aynı zamanda işimizi de kolaylaştıracaktır. Örneğin; Hıristiyan dünyası canavarın, kötünün ya da çirkinin tanrının yarattığı olması nedeniyle güzel olduğunu düşünmüştür. Antik Çağda özellikle kadın güzelliği, vücudun kötü amaçla kullanılması olarak algılanmış, Rönesansta çirkinlik felsefi bir anlama dönüşmüştür. Öyle ki bu dönemin sanatsal kavrayışında çarpık vücutlular adeta zafer kazanmıştır. Benzer bir şekilde bir dönemin tanrıçaları doğurganlığı ve bereketi simgelemesi açısından, oldukça kilolu olarak tasvir edilirken başka bir dönemde tam tersi olmuştur. Bir Orta Çağ filozofu orantı ve uyum konusunda gotik bir katedralin boyutlarını benimserken, bir Rönesans insanı gotik olanı barbarca ve iğrenç olarak görebilmiştir.

Continue reading

Bireycilik üzerine felsefelemece veya haydi o zaman “yıldız doğurtmaya…”

Standard

bireycilikBirey ya da felsefi olarak bireycilik özellikle coğrafyamızda çok üzerinde durulan bir mevzu değildir. Bunun sebebi konu ile ilgili çevrilmiş yeterince kaynak olmamasıyla birlikte, belki de üzerine oluşan olumsuz bir algılayış biçimi de olabilir. Bireycilik felsefi anlamda bireyin özgürlüğüne büyük ağırlık veren ve genellikle kendine yeterli, kendi kendini yönlendiren, görece özgür bireyi ya da benliği vurgulayan siyaset ve toplum felsefesi olarak tanımlanır. Bireycilik felsefesi birey üzerindeki her türlü otoriteye karşı çıkar, devlet tahakkümünün birey üzerinde etkisinin olmaması gerektiğine inanır, ancak anarşist bireycilik anlayışı devletin birey üzerindeki her türlü denetimini reddeder.

Continue reading

Felsefe üzerine felsefelemece…

Standard

felsefeFelsefe üzerine düşündüğünüzde ya da felsefe nedir diye sorduğunuzda üzerinizde bir ağırlık ya da sıkıntı hissediyor olmanız normaldir. Bu aslında Batı merkezli felsefe anlayışının bir sonucudur. Şöyle de söyleyebiliriz oluşan ya da oluşturulan felsefe algısı, felsefe soruları veya felsefenin direk kendi tanımı onu üst yapısal bir boyuta taşır. Eski Yunanda felsefe üst yapının, zenginlerin işidir mesela bu gün kafamızda oluşan felsefi algının bu üst yapısal durumunda bunun etkisi çoktur. Felsefe sanki Batı’ya ait ya da Batılıların işiymiş gibi algılanırken, Mezopotamyalı Gılgamış’ ın da bir felsefeci olabileceğini unuturuz hep bu hem biraz oryantalist tavırla ilgilidir hem de başta da belirttiğimiz gibi felsefenin ilişkisinin Eski Yunan üzerinden kurulmasındandır.

Continue reading

Modern Tıp İnsan İçin Bir Devrim mi?

Standard

imagesCAXQSOYJ

            Modern toplum çeşitli mekanizmalarıyla (kamera sistemi, mahkemeler, polis, hastane, hapishane, okul, ordu) bireyi sarıp sarmalamış ve her hareketini kontrol altına almayı amaç edinmiştir. Modern toplumda bireylerin sürekli kayıtları alınmakta ve her hareketleri incelenmektedir. Kimlik numaranız, nüfus cüzdanınız, banka ve kredi kartlarınız, ehliyetinizle sistem ve kurumlar sizi daima denetlemeye kısıtlamaya engellemeye çalışmaktadırlar. Bütün bu kurallara ne kadar uyarsanız o kadar “normal” karşılanırsınız. Foucault Kliniğin doğuşu ve deliliğin tarihi gibi eserlerinde insanlık tarihinde değişik zamanlarda fikirleri nedeniyle hangi insanların ( mesela Sokrates ve Galileo) deli ya da anormal olarak adlandırıldıklarını inceler.  Bu inceleme de göstermiştir ki dönemin söylemine karşı söylem üreten hep anormaldir ya da delidir.

Continue reading

Foucault, Delilik ve Annemi Kız Kardeşimi, Erkek Kardeşimi Katleden Ben Piere Riviere

Standard

425405_381638891896013_595148135_n

Delilik nedir? Bir insanlık durumu mu?  Hastalık mı? Kutsal aşkın ya da kozmogonik bir durum mu? Yoksa bir söylence mi? Busorular konuyla ilgili olarak devamlı olarak sorulan sorular olsa da, bu soruların cevabını belirleyen şey toplumların epistemeanlayışları, inanç biçimleri gibi birçok olguyu içermektedir. Çünkü delilik kavramı günümüzde bizim anladığımız anlamını kazanana kadar farklı dönemlerde, farklı topluluklarda farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Deliliği tarif edenler kendi bakış açılarını toplumsal önyargılarını, inançlarını ve daha birçok unsuru gözlemleyerek bu söyleme ulaşmışlar. Burada önemli olan nokta ise deliler ya da delilik üzerine söylenenlerin hiç birisinin bir deli tarafından söylenmemiş olması, deli olarak isimlendirilenin kendi deliliğini tarif edememiş olmasıdır çünkü delilik durumu deli olduğu düşünülene atıftır. Bu tarih içinde farklılaşmaktadır.  Deliliğin tanımı klasik çağdan itibaren (1660-1800) genel olarak aklȋ olan ve olmayan üzerinden yapılmaya başlanmıştır. Aklȋ olan şey sınırları olan, biçimleyici, kendi varlığı üzerinden diğer durumları tanımlayan tahakkümcü olan bir şeydir. Ancak akıl da kendi varlığını tanımlarken bir karşıtlık durumuna mecburdur çünkü akıl tek başına var olabilen bağımsız bir söylem değildir ki aslında aklında kökeni tarihsel bir evresi ve bu gün anladığımız anlamda kullanılması deliliğin anladığımız anlamda delilik olduğu bu döneme rastlar.

Continue reading